top of page

Diyabetik Ayak
 

Health plans which we accept:

Not covered by any of these plans? Contact us and we will find the best solution to suit you.  

Diyabetik ayak sebebiyle kliniÄŸimize baÅŸvuran 72 yaşında hastanın bacak damarları anjıografı ile açıldı, ardından yara debridmanı ve cilt flebi ile yara yeri tedavi edildi.

Diyabetik yara sebebiyle cilt flebi çevirdiÄŸimiz hastalarımız

DİYABETİK AYAK

​

TANIM

​

Diyabetik hastalarda gelişen ayak yaralarına verilen isimdir.

​

SEBEBİ NEDİR?

​

Diyabetes Mellitus (DM), pankreasın yeterince insülin üretemediÄŸi veya vücudun üretilmiÅŸ insülini etkili ÅŸekilde kullanamadığı durumda oluÅŸan kronik bir hastalıktır. Bu hastalıkta kan ÅŸeker düzeyi yükselir (hiperglisemi), baÅŸta kan damarları ve sinirler olmak üzere tüm dokular kronik ve ilerleyici ÅŸekilde zarar görür. Hastalarda tıkayıcı damar hastalığı (anjiyopati), sinirlerin tahribatı (nöropati), böbrek fonksiyon bozukluÄŸu (nefropati), ve görme bozukluÄŸu (retinopati) geliÅŸir. Bu olumsuzluklar uzun sürede ortaya çıkar ve yavaÅŸ bir seyir izler.  Diyabetin komplikasyonu olarak ortaya çıkan sinir tahribatı ve tıkayıcı damar hastalığı; birlikte etki ederek ayaklarda yara açılmasına neden olurlar. Nöropati (sinir tahribatı) diyabetik ayak yarasının baÅŸlamasında önde gelen nedendir. Hastaların çoÄŸunda çarpma, vurma, batma, yanma vb. gibi farkına varamadıkları bir nedenin yarayı baÅŸlattığı gözlenmiÅŸtir. Genellikle duyu kaybı nedeniyle yaralanma erken dönemde fark edilemez, bu da ilerleyici doku hasarına yol açar. 

 

Anjiopatinin (tıkayıcı damar hastalığı) ayak yaralarının oluÅŸumundaki sorumluluÄŸu ise daha azdır. Hastaların ayak kan akımında azalma olduÄŸundan temel maddeler, oksijen ve antibiyotiklerin yaralı bölgeye ulaÅŸması kısıtlanır. Bu yüzden yara açılmış bölgede iyileÅŸme olasılığı zorlaşır. OluÅŸan yaraya yerleÅŸen bakteriler (enfeksiyon) hızlı bir ÅŸekilde derin dokulara ilerleyerek büyük çaplı doku ölümlerine (nekroz) yol açar. Bu sürece gangren adı verilir. Kısa sürede geliÅŸen gangren çoÄŸu zaman hastanın ayağını bazen de yaÅŸamını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilir.

 

Diyabetli hastalarda oluÅŸan kronik ayak enfeksiyonları sık görülen ve tedavisi zor enfeksiyonlardır. Günümüzde diyabet zemininde geliÅŸen yara oluÅŸumunun engellenmesi, tanı koyma ve yara bakımı ile ilgili bütün teknolojik geliÅŸmelere raÄŸmen halen çözülememiÅŸ birçok sorun mevcuttur. 

​

TANI NASIL KONUR?

Diyabetik ayak (DA) tanısı, muayene ile (yaraların görülmesi ile) baÅŸlar. Yaraya yaklaşımda yara sınıflandırmasını saÄŸlıklı yapabilmek önemlidir. Bugün en sık baÅŸvurulan sistem Wagner sınıflandırmasıdır (Tablo 1).
 

Tablo 1. Wagner Sınıflandırılması 

Derece Özellikler

0 SaÄŸlam deri ile birlikte kemik çıkıntısı ve/veya nasır oluÅŸumu (ülserasyon için risk)

I Deride yüzeysel ülser

II Tendon, kemik, baÄŸ ve ekleme kadar ilerlemiÅŸ derin ülser

III Apse ve/veya kemik iltihabına ilerlemiÅŸ derin ülser

IV Önayakta parmak ve/veya tarak kemiÄŸini kapsayan ölü doku varlığı

V Ayakta ampütasyon gerektirebilecek kadar yaygın, ciddi gangrenöz tutulum

 

Diyabetik ayaÄŸa ait klinik belirti ve bulgular, iki farklı tablo ile karşımıza çıkabilir. 

 

1) Bacağı tehdit etmeyen enfeksiyonlar yüzeyseldir ve selülit sınırları iki santimetreyi aÅŸmaz. Bu hastalarda ülser olsa dahi yara alt dokulara ilerlemez, kemik-eklem tutulumu bulguları beklenmez .

 

2) Bacağı tehdit eden enfeksiyonlarda ise selülit alanı iki santimetreden büyüktür. Ülserler derindir ve enfeksiyon komÅŸuluk yolu ile kemik ve eklem dokusuna ulaÅŸmıştır. Gangren olsun olmasın, hemen her vakada iskemik (doku kan dolaşımının azalması) bulgular vardır. Ülserin derinliÄŸine, apse oluÅŸumuna ve kanda bakteri varlığına baÄŸlı olarak ateÅŸ görülebilir. 

 

Bölgesel enfeksiyon bulguları yara çevresinde ısı artışı, kızarıklık, ÅŸiÅŸme ve akıntıdır. AÄŸrı ve duyarlılık, nöropati (sinirlerin tahribatı) nedeni ile azdır veya hiç yoktur. Diyabet zemininde geliÅŸen enfeksiyonlarda yaranın anatomik yerleÅŸimi bacağın kaderini (prognoz) belirler. Vücuda yakın enfeksiyonlarda (tarak kemikleri, topuk veya bilek) prognoz daha kötüdür ve ölüm riski (mortalite) daha yüksektir. Diyabetik ayakta gangrenin (doku ölümü) enfeksiyon veya iskemi sonucunda geliÅŸtiÄŸi unutulmamalıdır. 

 

Enfeksiyonun tanısı amacıyla birçok farklı test kullanılabilir. Tam kan sayımı ve rutin biyokimya testlerinin tanıya katkısı yok denecek kadar azdır. Ayağı tehdit eden ciddi enfeksiyonlarda dahi kanda beyaz küre sayısı artışı (lökositoz), vakaların ancak yarısında gözlenir.  Eritrosit sedimantasyon hızı (ESR) genellikle yüksektir. Kan kültürlerinde üreme gözlenme olasılığı % 10 – 15 civarındadır. 

Doku kültürleri ise halen tartışmalı bir konudur. Yüzeysel örneklerin özellikle kronik yaralarda etkeni belirlemekte yetersiz olduÄŸu kesindir. Kültürler, debridman (ölü dokunun temizlenmesi) sırasında veya direk ülser tabanından alınabilir. Gram boyama adı verilen tetkikte, gram-pozitif çomakların görülmesi tehlikeli enfeksiyonların tanısı açısından anlamlıdır (klostridiyal enfeksiyonlar = ürerken gaz oluÅŸturan mikroorganizmalar). Gram boyama hızlı ilerleyen bu enfeksiyonlarda erken tanı ve tedavide yol göstericidir. 

Radyolojik tetkikler yara çevresinin deÄŸerlendirilmesi ve kemik enfeksiyonu tanısında faydalı olabilir.  Radyolojik olarak yumuÅŸak doku içerisinde gözlenen hava alanları, açık ülserlerden, yapılan debridmanlardan veya ürerken gaz oluÅŸturan mikroorganizmalardan kaynaklanıyor olabilir. Gaz; en sık klostridium dışı anaeroplar, koliformlar, streptokolar, nadiren de klostridiumlar tarafından oluÅŸturulur. Gaz yapımına pek çok selim etken de neden olabileceÄŸinden, tek başına asla ampütasyon (uzvun kesilmesi iÅŸlemi) için geçerli sebep sayılmamalıdır. 

Osteomyelit (kemik enfeksiyonu) ile iliÅŸkili radyolojik bulgular enfeksiyondan 10-20 gün sonra baÅŸlar. Bu yüzden osteomyelitin erken tanısında 3/ 4 fazlı ve iÅŸaretli lökosit taramaları ve MR görüntülemeleri daha deÄŸerlidir. MR ile alınan sonuçlarda yalancı pozitiflik olabilir, ancak bu yöntemin en önemli avantajı yumuÅŸak doku tutulumunun boyutlarını dolayısıyla debridman sınırlarını belirlemedeki yardımıdır. 

Diyabetik ayak enfeksiyonu olan her hastada, kan dolaşımın yeterliliÄŸi kontrol edilmelidir.  Arteriyel yetmezlik, iyileÅŸmeyen ülserlerin % 66’sında, ampütasyonların ise % 46’sında mevcuttur. 

​

TEDAVİ

​

Hasta ile ilk kez karşılaşıldığında en doÄŸru yaklaşım, tüm sistemlerin muayenesinin yapılarak diyabetin diÄŸer komplikasyonları (retinopati, nefropati, vs) açısından hastayı genel bir deÄŸerlendirmeye almaktır. Daha sonra ayak muayenesi sonucu hasarın boyutlarına göre sınıflandırmanın yapılması ve tedavinin düzenlenmesi gerekir. İlk aÅŸamada amaç komplikasyonları ve enfeksiyonları engellemek, enfeksiyon geliÅŸmiÅŸ ise ampütasyonu önlemektir. Tedavi; kan ÅŸekerinin kontrolü, gerekli durumlarda cerrahi debridman, apselerin boÅŸaltılması ve antibiyotik rejimlerini içeren kapsamlı bir yaklaşımı içerir. 

 

Diyabetik ayak yaralarının tedavisi üç temel öÄŸeden oluÅŸur: 

 

1. Lokal yara bakımı, 

2. Off loading ( travma ve yükü hafifletme-kaldırma),

3. Antibiyotik tedavisi.

Bacağı tehdit etmeyen hafif enfeksiyonlarda iki hafta oral antibiyotik yeterli iken; bacağı tehdit eden ciddi enfeksiyonlarda veya daha önce antibiyotik tedavisi kullanmış hastalarda daha geniÅŸ etkili ve damar yolu ile uygulanan antibiyotiklere ihtiyaç vardır. 

 

CERRAHİ TEDAVİ

​

Diyabetik ayak hastalığında klinik hangi seviyede olursa olsun ortopedi konsültasyonu istenmelidir. Yapılacak cerrahi giriÅŸim ile hem yara çevresindeki ölü dokular temizlenebilir hem de derin doku ve kemik biyopsileri alınabilir. Bu hastalıkta yumuÅŸak doku enfeksiyonunu kemik enfeksiyonunun yol açtığı ödemden ayırt etmek zordur. Ayrıca hastada duyu kusuru zemininde geliÅŸen kireçlenme (osteoartropati) ile kemik enfeksiyonunu ayırt etmenin kritik önemi vardır. Kemik enfeksiyonunda uzun süreli antibiyotik tedavisi ve cerrahi gerekirken, diÄŸerinde konservatif yaklaşım önerilir. Ayrıca diyabetik zeminde geliÅŸen osteomyelitlerde ampütasyon oranı, diyabet olmayan hasta grubuna göre oldukça yüksektir. Bu yüzden diyabet ve ayak ülseri olan hastalarda klinik kanaat yeterli deÄŸildir. 

 

 TEDAVİ NASIL BİR SÜREÇ Ä°ZLER?

​

Diyabetik ayak enfeksiyonlarının uygun tedavi süresi halen belirsizdir. YumuÅŸak doku ile sınırlı enfeksiyonlarda tedavi süresi en az 10- 12 gün olmalıdır. Bu tedavi enfeksiyonun ÅŸiddetine göre damar yolu ile veya ağızdan olabilir. Bacağı tehdit etmeyen enfeksiyonlarda bu süre yeterlidir. Osteomyelit (kemik enfeksiyonu) varlığında tedavinin süresini uzatmak gerekir. Ölü kemik doku tamamen çıkartılamamış ise tedavinin 6-12 haftaya tamamlanması önerilmektedir. Genel olarak tedavinin beÅŸinci gününde klinik iyileÅŸmenin görülmemesi, tedavinin baÅŸarısız olduÄŸunu gösterir. Bu baÅŸarısızlığın en sık nedenleri tanımlanamamış apse ya da dirençli etkenlerdir. Bu durumda BT, MR, ultrasonografi veya indium lökosit tarama testi ile gözden kaçmış enfeksiyonlar aranabilir ve antibiyotik tedavisinin deÄŸiÅŸtirilmesi düÅŸünülebilir. 

Ampütasyon akut, hayatı tehdit eden enfeksiyonlarda ve yaranının doku bütünlüÄŸünün bozulduÄŸu durumlarda yapılmalıdır (resim 6). Uzun süreli antibiyotik tedavisine raÄŸmen bölgesel ve sistemik bulguları düzelmeyen, kötüye giden hastalarda ampütasyon ve rehabilitasyon hayat kurtarıcı ve yaÅŸam kalitesini düzelten bir giriÅŸimdir.

 

AYAK BAKIMI

​

Ayak yaralarının önlenmesinde ayak bakımının çok önemli ve etkin bir yeri vardır. Diyabet hastalarının hastalıkları hakkında bilinç ve bilgi düzeylerinin arttırılması ayaklarının günlük muayene ve bakımına aktif katılımı saÄŸlar. 

1.Ayakta yeni yaraların açılmasını önlemek ve iyileÅŸmiÅŸ yara yerlerinde tekrarlayan yaralara engel olmak için doÄŸru ayakkabı seçiminin önemi büyüktür.

2.Ayakkabı markalarının ayakkabı ölçüleri farklı olabilir. Numaralar deÄŸiÅŸebileceÄŸinden denenmeden yani ayakkabı alınmamalıdır. 

3.Yeni alınan ayakkabı iki saatten fazla giyilmemelidir. 

4.AkÅŸamları ayaklar daha ÅŸiÅŸ olduÄŸundan ayakkabı alışveriÅŸi tercihen akÅŸam vaktinde yapılmalıdır. 

5.Ayakkabı ile birlikte mutlaka pamuklu ince çorap giyilmelidir ve çoraplar her gün deÄŸiÅŸilmelidir. 

6.Yüksek riskli ayak yaraları için hazırlanan özel ayakkabılar yara önlemek içindir, yara tedavisinde etkili olmaları beklenmemelidir. 

7.Koruyucu ayakkabı giyilse bile ayak bakımı ihmal edilmemelidir. 

8.Ayakkabılar ve iç astarları her sabah kontrol edilmeli, taÅŸ, çivi, diken gibi yabancı cisimler açısından elle kontrol edilmelidir. 

9.Her ayakkabı çıkarıldığında parmak araları ve ayak vuruÄŸun bir göstergesi olan kızarıklık açısından dikkatlice incelenmelidir. 

10.Ayaklar her gün yıkanmalı, kurulanmalı (özellikle parmak araları), ve bir nemlendirici ile ovulmalıdır. 

11.Yıkama suyunun sıcaklığı dirsek deÄŸdirilerek ölçülmeli, su çok sıcak olmamalıdır. 

12.Ev içerisinde ve dışarıda çıplak ayakla yürünmemelidir. 

13.Tırnaklar düz kesilmeli, evde özellikle makas veya baÅŸka kesici aletler ile nasır ve kaba etler alınmamalıdır. 

12.Duyu kaybı olan hastalar koÅŸu gibi egzersizler yapmamalı ve uzun süre yürümemelidir.

bottom of page